Güvercin Genel Bakım

Aralık 31st, 2007 by admin

1- ) Güvercinlerinizin ishal olmasını istemiyorsanız,1-2 haftada bir 5 litre suya bir tane limon tuzu karıştırın veya limon suyu,Fakat 2 gün durduktan sonra normal su ile değiştirin,Aynı zamanda içtiğiniz çay posası veya kullanılmamış çayı verebilirsiniz.

2- ) Salla baş veya dönbaş dediğimiz hastalık kümesin yeterince havadar ve temiz olmamasından kaynaklanır ve en önemlisi kene ve sallabaş olan yabani güvercinlerle temas etmesi sonucu yakalanır ishal olayındaki uygulamayı yaparsanız ytani 1-2 haftada bir limon suyu verirseniz vücud direnci artar ve risk azalır,Çünkü sallabaş yani dönbaş dediğimiz hastalık kanın beyninde pırtılaşmasından meydana gelir ve bulaşıcıdır,Limon tam aksine kanı curultur.

Bazı kesimlerde sallabaş güvercinlerin tepesini jilet ile kan akacak şekilde kesip limon basarlar ve merhem sürerler bunu pek tavsiye etmem.Bu şekilde iyi olduğunu görmedim.

3 - ) Yumurtaların ince kabuklu çıkması kalsiyum eksikliğinden meydana gelmektedir,
Bunun için normal yumurta kabuklarını yiyebilecekleri şekilde ufalayıp vermek gerekiyor,Sonrasında kırmızı kum,Mermer tozu,Sarı kum,Gibi güvercine direnç sağlayan maddeleride unutmamak lazım.

4 - ) Güvercinleri kesinlikle limon sandığı ve kutularda beslemeyin,Kanat altı dirsek dediğimiz yara çıkarırlar,Bu yara kanatları sürekli çekilen güvercinlerde’de görülür,Güvercin beslerken kümesinizin havaladar olmasına,Temiz olmasına,Özen gösterin,Çünkü dışkılarındaki asit hem hasta eder hem randıman vermez hemde uçuş ve oyun performansını düşürür…

5 - ) Kırık olaylarında,Burçak lapası yani burçağın un haline getirilip ılık su ile karıştırılıp hamur haline gelinceye kadar karıştırılıp temiz bir ince tülbentle destek veren çıtalar yardımı ile sarılması ve güvercinin rahatsız olmayacağı bir bölüme alınması sonucu 1-2 haftada iyileşeceği kanıtlanmıştır,Aynı uygulamayı beslediğiniz her canlı için yapabilirsiniz,Ayrıca aynı uygulamalar yapılarak güvercinin kendi dışkısıda sarılabilir…

GÜVERCİNLERİN BAKIMLARI

Bu yazımda sizlere güvercinlerin bir günlük değil bütün bir yılı kapsayan bakımlarından kısaca bahsetmek istiyorum; güvercin bakımından kastım bir güvercinin bütün yıl boyunca geçireceği devreleri inceleyip, içerisinde bulunduğu şartlara uygun olarak bakılmasıdır. Herhangi bir güvercin için önemli olan devreleri aşağıda belirtmek istiyorum.

1.Tüy dönemi
2.Kış Dönemi
3.Yarış Dönemi
4.Yavru Dönemi

Yukarıda bahsettiğim dönemlerin bazıları sadece Posta Güvercinleriyle ilgili olup diğer ırklarla da uyum göstermektedir. Bu bakımdan her yetiştirici kendi baktığı kuşlarına uygun olarak senelik bakım programları geliştirebilir. Çünkü konunun temel mantığı yetiştirilen her güvercin için aynıdır.

TÜY DÖNEMİ

Yarışlar bittikten sonra veya fantastik güvercin yetiştiricilerinin yavru alma sezonlarının bitiminde yani Eylül ayı itibariyle büyük tüy değiştirme dönemi başlar. Yuva pozisyonuna ve sağlık durumlarına göre kuşlar bu dönemde eski tüylerini düşürüp, yeni tüylerine kavuşurlar. Normalde sağlıklı bir güvercin hiçbir tıbbı müdahaleye gerek duymaksızın bu dönemi en iyi şekilde geçirir. Bu noktadan hareketle kuşlarımız tüy dönemine girmeden önce eşlerinden ayrılıp, erkek ve dişiler ayrı ayrı kümeslere konulmalıdır. Bu sayede kuşlarımız yavru ve yumurta gibi stres arttıran ve tüye girmeyi geciktiren faktörler ortadan kaldırıldığı için daha kolay tüy dönemini geçirirler. Ben normalde Ağustos ayının ilk haftası kuşlarımı ayırırım. Şayet gerek görürsem bazı hastalıklara karşı ön tedavi uygularım. Zira sağlık barometreleri olumlu olmayan kuşlar mükemmel bir tüy dönemi geçirmez. Tüy dönemini en iyi şekilde geçirmeyen bir güvercinden ne yarışçı olur nede damızlık olur. Ayrıca tüy dönemi esnasında kuşlarımıza vereceğimiz antibiyotik türü ilaçlar, kuşlarımızın tüy yapılarında olumsuz etkiler yaratacağı için bütün ön tedavileri bu dönemden önce tamamlamalıyız. Şayet bulunduğunuz ilde kuşlarınızın dışkılarını tetkik ettirebileceğiniz laboratuarlar var ise mutlaka Kurt, Koksidiyoz, Salmonella vs. gibi hastalıklara karşı testlerini yaptırınız. Test sonuçları (+ ) pozitif ise bulgulara göre tedavilerini yapınız. Tüy dönemi kuşlarda çok yoğun stres oluşturduğu için, özellikle bakımı ve alt yapısı iyi olmayan kümeslerde çeşitli hastalıklar baş gösterir. Bazı kuşlar bu dönem öncesinde iyi hazırlanmadığı için tüye giremez ve ölebilirler. Bütün sorunların temelinde sağlık problemleri ve uygun olmayan yaşam koşulları yatar. Bu nedenle kuşlarımızın sağlıklı kalabilmeleri için uygun ortamları sağlamalıyız. Tüy döneminde kuşlarımız yeni tüylerinin oluşabilmesi çeşitli vücut rezervelerini kullanır. Bu nedenle döneme uygun olarak verilecek olan zengin ve bol çeşitli karışımlar içeren Tüy Dönemi Yemlerini tercih etmeliyiz. Ayrıca haftada 1 veya 2 gün sularına multivitamin verilmelidir. Suya veya yeme vereceğimiz sıvı yada toz minerallerde kuşlarımızın iyi bir tüye sahip olmasını sağlar. Bu konuyla ilgili Avrupa da çok çeşitli firmaların tüy programları ve ürünleri mevcuttur. Ben reklama girmemek için burada ürün adı belirtmiyorum. Sizlere tüy döneminde haftada 1 veya 2 gün olmak üzere kuşlarınıza Isırgan Otu çayını demleyip içme suyu olarak vermenizi tavsiye ediyorum. Aslında bu tür bitkisel çayları uzmanların hazırlayıp tavsiye ettikleri oranlarda mevsimine göre vermenizi öneririm. Bu sayede, hazırlanan çayın özelliğine göre kuşlarımızı doğal yöntemlerle hastalıklara karşı korumuş oluruz. Tüy döneminde Sayın Yavuz İşçen’inde yazılarında belirttiği gibi dış ve iç parazitlere dikkat edilmelidir. Haftada en az 2 defa kuşlarımıza banyo yaptırırsak ve bu banyolardan bir tanesine güvercinler için hazırlanmış banyo tozlarını kullanırsak, hem tüylerin dökülmesine yardımcı oluruz, hem de istenmeyen parazitlerden kuşlarımızı korumuş oluruz. Şayet banyo tozu bulamazsanız banyo sularına bir miktar elma sirkesi ve sofra tuzu da katabilirsiniz. Her dönemde bakımın temel taşlarından olan bol çeşitli GRİT (güvercin taşı ) ürünlerini de vermeyi ihmal etmemek gerekir.

KIŞ DÖNEMİ

Genellikle kışın yavru almayı düşünmeyen kümeslerde kuşlar erkek ve dişiler ayrı ayrı tutulur. Bu dönemde kuşlar havalarında kötü gitmesi sebebiyle çok fazla uçurulmaz. Aslında bu dönem posta güvercinleri için dinlenme dönemidir .Zira bu kuşlar baharda ve yazın yeterince dışarıda bulunup, yarışıp, yavru baktıkları için oldukça yorulmuşlardır. Bu nedenle onlara bir nevi kış uykusuna yatıp, bünyelerini toparlamaları için gerekli ortamın sağlanması şarttır. Bu sezonda kuşlara yem olarak yüksek oranda arpa içeren hafif yemler verilir. Böylece aşırı derecede kilo almaları önlenir. Kışın çok soğuk havalarda kuşların yem yeme ihtiyacı artacağından kuşlara ekstradan yem verilmesinde fayda vardır. Kışın ayrıca kuşlarımızın sularına karıştırarak vereceğiniz bir miktar bal veya pekmez gibi doğal ürünler kuşların soğuğa karşı direnmeleri açısından hayati önem taşır.

YARIŞ DÖNEMİ

Kış döneminin bitiminde baharla birlikte yeni yarış sezonu başlar. Bu dönemden genel ilgi alanı olmadığı için çok fazla bahsetmeyeceğim. Kısaca şunu belirtmem gerekirse, bütün kuşlarımızın gerekli görülen hastalıklara karşı ön tedavileri yapılır ve özellikle PARAMİKSOVİRÜS, SALMONELLA, ÇİÇEK gibi hastalıklara karşı önleyici aşıları yapılır. Bu aşılama periyodunu bütün kuşçuların, hangi ırk kuşu beslerse beslesin , kuşlarını eşe atmadan önce yapmalarını tavsiye ediyorum. Unutmamak gerekir ki; 1GRAM TEDBİR, 1 TON TEDAVİYE BEDELDİR.

YAVRU (ÜRETİM) DÖNEMİ

Kuşlarımızı eşe atıp yavru almadan önce dışkılarını test ettirip, gerekli ise hastalıklara karşı tedavileri yapılır. Daha sonra bütün kuşlar eşlenip yavru (üretim) dönemi başlar. Bu dönemde de kuşlarımızın ekstradan vitaminlere, minerallere, aminoasitlere ve yumurta kabuğunun sağlam oluşabilmesi için kalsiyum ve benzeri elementlere ihtiyacı bulunmaktadır. Vereceğimiz bu ürünlerle hem kuşlarımızın kolay yumurtlamasını sağlarız, hem de doğacak yavruların iskelet yapılarının en iyi şekilde oluşmasını sağlarız. Ayrıca bu döneme uygun olarak yemlemede mutlaka uzmanların hazırlamış olduğu DAMIZLIK VEYA ÜRETİM yemlerinin rasyonlarına itibar edilmesi gerekmektedir. Yavrular 25-30 günlük olunca ebeveyinlerinden ayrılarak kendileri için özel olarak hazırlanmış kümeslere alınır. Böylece kart kuşlar arasında ezilmeleri önlenip yaşıtları arasında daha iyi gelişmeleri sağlanır. Yavrular ayrıldıktan bir hafta sonra Trikonamasis ve Koksidiyosis’e karşı ön tedavileri yapılır. Bu sayede yuvada almaları muhtemel olan enfeksiyonlar baskı altına alınmış olur. Daha sonra bu yavrular özellikle Paramiksovirüs ve Pox’a (çiçek) karşı aşılanır. Bu dönemde yavrulara ilk 3 ay boyunca gelişmelerini en iyi bir şekilde karşılamaları için YAVRU YEMİ verilir.

Burada yeri gelmişken birkaç kelime de Posta Güvercinleri ile ilgili yazmak istiyorum. Düşününki elinde hiçbir pusula veya benzeri gibi yardımcı ekipmanlar olmaksızın, bütün varını yoğunu ortaya koyarak ve her türlü çetin doğa koşullarıyla boğuşarak, atmaca gibi doğal düşmanlarının yanı sıra düşüncesizce onları vuran CANAVARLARINDA engellerine rağmen yuvasına dönmeyi kendine görev arz etmiş olan bir güvercine ancak ve de ancak SAYGI duyulabilir. Bütün bu uğraşlar biz postacılar için sadece ve sadece 1 dakikaya endekslidir. O bir dakika ise kuşun yarıştan eve en önde dönüp ,sevinçle kümes üstünde uçtuğunu gördüğümüz andır. İşte o anda dünya ile ilişkiniz kesilir ve bütün dertleri ve yorgunlukları unutarak bu olağan üstü SAVAŞÇILARA verdiğiniz bütün emeğe değdiğini düşünürsünüz. Yediği yemi fazlasıyla hak eden bu SAVAŞÇILAR’a lütfen gereken saygıyı gösterelim. Hiçbir posta güvercini yetiştiricisi de ‘’’O BİR DAKİKAYI UNUTMASIN !

Saygılarımla
Rahmi BOZKIR

Rahmi BOZKIR ağabeyime sonsuz teşekkürler…

Sallabaş: Bu hastalık çok yaygın görülmektedir. Hastalığın herhangi bir sabit yaşı yoktur ama genelde kuşların genç yaşta tutuldukları gözlemlenmiştir. Bu hastalık direkt olarak kuşların birbirine teması veya direkt olarak kümesin parazitler ve kenelerle kaplanmış olmasıyla bulaşabilir. Bunun dışında birçok değişik kümeste zaman içinde bulunmuş güvercininizin de bu hastalığı kapma ihtimali çok yüksektir.
Belirtileri :
Hastalığa yakalınmış güvercinlerde ilk belirtiler gözlemlenebilen su kaybı, güvercinin gözlemlenebilen stress hali , kafanın arkaya ve yana doğru ters hareketleri ve tüm vücudun garip şekillerde dönmesidir. Güvercin beslenirken yemi almaya çalışırken zorlanması ve beslenememesi gibi durumlarda görülür. Bu hastalığa yakalanan güvercinler genelde çok kısa bir sürede ölebilirler. Büyük bir çoğunlukla hastalığa yakalanan güvercin uzun bir süre bitkin düşer ve zayıflayarak ölür.

Yapılması gerekenler :
Eğer güvercininizin hastalığından şüphe ederseniz acilen hastalığa yakalanan kuşu hemen bulunduğu kümesten başka bir ayrı ve yalnız kalacak şekilde bir kümese koyunuz. Güvercin beslenemediğinden dolayı şırınga yardımıyla yem ve su takviyesi yapılmalıdır. Güvercinimizin diğer yabani güvercinlerden kati suretle bir araya getirilmemesi gerekmektedir. 2-3 hafta süreyle hastalık geçse dahi güvercin tek başına tutulmalıdır. Hastalıklı güvercinin bulunduğu kümes hemen hemen hergün temizlenmelidir.

İlaç müdahalesi :
Güvercinin suyuna B vitamini Complex’i konulması gerekmektedir. 6 kaşık Chevifit ve 1 kaşık Chlortetracyclin-Plus 3 litre suya karıştırılmalı ve uygulanmalıdır.Bu uygulama 5 gün devam etmelidir. Henüz kümeste hastalığı kapmamış güvercinlere şırınga ile boyun altına CHEVIVAC aşısı enjekte edilmelidir. Şırınga ile enjekte işlemini bu konuda
deneyimli bir kişi veya veterinere yaptırınız.

Coccidios :
Güvercinler arasinda yaygin olarak bulunan bir bagirsak hastaligidir , koksidi gercek bir hastaliktan stres faktörü olan sinsi bir durumdur.Koksidiyos , salmonella , trikomonos ve paramyx ovirus ( Sallabas) gbi diger hastaliklara kapi acar.Belirtiler ve yumusak ve cok sulu diskilar görünür.

Ilaç tedavisi :
Bu hastaligin tedavisi 3 asamalidir :

1- 1 kasik Sulfemazin-PLUS 2 litre suya uygulanip güvercine içirilmelidir. Bu tedavi 5 gün sürmelidir.
2- 1 kasik Sulfemazin-PLUS 3 litre suya uygulanip güvercine içirilmelidir. Bu tedavi 3 gün sürmelidir. Sonrasinda 2 gün normal su uygulayin.
3- 1 kasik MYCOSAN 3 litre suya uygulanip güvercinlere içirilmelidir. Bu tedavi 5 gün sürmelidir.

Salmonella :
Hangi organlarin etkilendigine bagli olarak farkli belirtiler ortaya koyar.Genel durumun belirgin zayiflamasiyla hastaligin isaretlerini gösteren güvercini kabarik tüyler geriye dogru dik durur ve inik karin bölgesindeki agriyi gösterir.Patojenler diskilarda ,kursak üstünde , salyada ve enfekte olus yumurtalarda cikar.Bacak tutulmasi kanat tutulmasi yumusak ve sulu koyu yesil diski gözlenir.

Trikomanas (cicek) :
Kuslar büyük ölcüde istila ile özellikle hastaligin organ sekli ile 1 hafta sonra görünür.Sekilde gevsek olurlar , ve tüylerini kabartirlar. Ishale ve zayiflamaya yol acan hazim düzensizlikleri olur.Arttirilmis su alimi ve azaltilmis yem alimi olur.Hastaligin faranjil sekli ile gaga acildiginda girtlakta sari peynir gibi sari tortular gözlemlenir.Organlarda özellikle karacigerde sarimsi peynir gibi ve acikca tanimlanan fuji olusumu derin olarak yerlesir bu durum yalniz kusun parcalara ayrilarak incelmesinde görünür. Hastaligin anlasilabilecek herhangi bir belirtisi yoktur.

ilaç tedavisi :
1 kapsül CHLOTETRACYCLIN- PLUS ve MYCOSAN 3 litre suya katilarak 5 gün boyunca uygulanir.
Kümesteki bütün güvercinlere ise 1 kasik MYCOSAN-T veya 1 kasik CHLOTETRACYCLIN- PLUS 3 litre suya karistirilarak her hafta bir gün olarak kullanilir.

Paramyxovirosis :
(Sallabas Hastaligi)

Bu hastalik çok yaygin görülmektedir. Hastaligin herhangi bir sabit yasi yoktur ama genelde kuslarin genç yasta tutulduklari gözlemlenmistir. Bu hastalik direkt olarak kuslarin birbirine temasi veya endirekt olarak kümesin parazitler ve kenelerle kaplanmis olmasiyla bulasabilir. Bunun disinda birçok degisik kümeste zaman içinde bulunmus güvercininizin de bu hastaligi kapma ihtimali çok yüksektir.

Belirtileri :
Hastaliga yakalinmis güvercinlerde ilk belirtiler gözlemlenebilen su kaybi, güvercinin gözlemlenebilen stress hali , kafanin arkaya ve yana dogru ters hareketleri ve tüm vücudun garip sekillerde dönmesidir. Güvercin beslenirken yemi almaya çalisirken zorlanmasi ve beslenememesi gibi durumlarda görülür. Bu hastaliga yakalanan güvercinler genelde çok kisa bir sürede ölebilirler. Büyük bir çogunlukla hastaliga yakanan güvercin uzun bir süre bitkin düser ve zayiflayarak ölür.

Yapilmasi gerekenler :
Eger güvercininizin hastaligindan süphe eder isenin acilen hastaliga yakalanan kusu hemen bulundugu kümesten baska bir ayri ve yalniz kalacak sekilde bir kümese koyunuz. Güvercin beslenemediginden dolayi siringa yardimiyla yem ve su takviyesi yapilmalidir. Güvercinimizin diger yabani güvercinlerden kati suretle bir araya getirilmemesi gerekmektedir. 2-3 hafta süreyle hastalik geçse dahi güvercin tek basina tutulmalidir. Hastalikli güvercinin bulundugu kümes hemen hemen hergün temizlenmelidir.

Ilaç müdahalesi :
Güvercinin suyuna B vitamini Complex’i konulmasi gerekmektedir. 6 kasik Chevifit ve 1 kasik Chlortetracyclin-Plus 3 litre suya karistirilmali ve uygulanmalidir.Bu uygulama 5 gün devam etmelidir. Henüz kümeste hastaligi kapmamis güvercinlere siringa ile boyun altina CHEVIVAC asisi enjekte edilmelidir. Siringa ile enjekte islemini bu konuda
deneyimli bir kisi veya veterinere yaptiriniz. Kaynak:http://www.guvercincafe.com/

CANLI ve CANSIZ ARACILARLA BULAŞMA VE KONTROLÜ

Kasım 23rd, 2007 by admin

Kümesten kümese hastalıkları taşıyan canlıların başında insanlar gelmektedir. Daha sonra kuşlar, kemiriciler, böcekler ve yırtıcı hayvanlardır. Daha sonra hastalık bulaşığı bulanan malzelemelerin başka kümeslerde kullanılmasıdır.

Özellikle solunum yolu hastalıklarının taşınmasında en etkili taşıyıcı insanlardır. Hastalık etkenleri el, elbise, ayakkabı vb yerlere bulaşarak bir kümesten başka bir kümese taşınmaktadır.

Bulaşmada hasta hayvanın kontrolü için tutulup, sonra sağlam hayvanların ellenmesi her zaman rastlanan yanlış bir tutumdur.

İnsanlar dışkı ile bulaşan hastalıklarında kümesten başka bir kümese taşınmasında etkili bir aracıdır. Ayakkabılara bulaşan pislikler, başka bir kümese girince direk olarak hastalık taşınmış olur.

Bunun dışında kümese girip çıkan serçe, kumru, sığırcık ve bit pire gibi kan emici parazitlerde hastalıkları başka kümeslere taşırlar. Yabani kuşların hepsinde PARATİFO -SALMONELLA- etkeni bulunmaktadır. TAVUK KOLERASIN da sığırcıkların önemli rol oynadıkları saptanmıştır. TAVUK ÇİÇEĞİN de sivrisineklerin hastalığı naklettiği tespit edilmiştir.

DIŞKI İLE BULAŞMA VE KONTROLÜ

Kasım 23rd, 2007 by admin

Bazı hastalıklarda etken mikroorganizlar dışkı ile dışarıya atılmaktadır. Bu nedenle kümesin ve zeminin hijyeni çok önemlidir. Bu nedenle zeminin ızgara olmasında yada altlık kullanılması önem teşkil etmektedir. Dışkı altlık tarafından çok çabuk emilebilmeli. Altlık yeteri kadar kuru değil ise emilmeyen dışkıda bulunan mikroorganizmalar ağız yolu ile diger kuşlara bulaşacaktır. Arizona, karabaş, koksidiyozis, ensefalomyelitis, enteritisler, tavuk kolerası, tüberküloz, paratifo, pullarom, SALMONELLA ve paraziter hastalıklar bu yolla bulaşmaktadır.

Altlık olarak talaş, kuru ot, saman vb sıvı emici özelliği olan, fazla maliyeti olmayan ve kolay döşenip kolay temizlenebilen özellikte malzemelerden olmalıdır.

Değiştirilen altlıklar mutlaka yakılarak yok edilmelidir. Kümeste her ne kadar hastalık olmasa da parazit yumurtaları, bit pire kene vb asalakların bulunabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Ben, kendi kümesimin zemini beton olduğu için dezenfeksiyonda taş kireç kullanıyorum. Taş kireci bir saç bidond içinde su ile söndürüp, içine sağlık ocaklarından yada belediyelerden rahatlıla bulabildiğim KLOR katıyorum. Her hafta sonu zemini spatula ile kazıyarak tüm pisliklerden temizliyorum ve kuşlar dışarda iken badana fırçası ile zemini ve duvarları klorlu kreç ile badana ediyorum.

Koruyucu olarak son zamanlarda bazı arkadaşlar Kümes zemininde TOZ KİREÇ kullanmakta olduğunu görüyoruz. Ne kadar iyi niyetli yapılsada, kullanılan toz kirecin kuşlar uçarken havaya kalktığı solunum yolu ile hava kesesine gittiğini ve solunum yollarında tahribat yaptığını göz önünde bulundurmamız lazım. Bu nedenle kümeslerde toz kireç kullanımından kaçınmalıyız.

YEMLERLE BULAŞMA VE KONTROLÜ

Kasım 23rd, 2007 by admin

Bazı bulaşıcı hastalıkların bulaşmasında kontamine yemler rol almaktadır. Başlıca hastalıklar Alfatoksin ve mikotoksin, paratifo ve kanatlı tifosudur.

Mantar orjinli hastalıkların bulaşmasında rutubetli, çürümüş yemlerin büyük etkisi vardır.

Ayrıca kuşların aksırık, tıksırık, burun ve ağız sularının yem yerken, su içerken yemlere ve su kaplarına hastalığı bulaştırması ile yemler ve sular ile hastalık sağlam hayvanlara bulaşmaktadır.

Sık sık yem ve su kapları temizlenmeli dezenfekte edilmelidir.

HAVA YOLU İLE BULAŞMA VE KONTROLÜ

Kasım 23rd, 2007 by admin

Bu hastalıkların etkeni solunum yollarına yerleşir. Hasta hayvanların soluk alıp vermeleri ve öksürük tıksırık ile etken havaya karışır ve sağlıklı hayvanların soluk alıp vermesi sırasında sağlam hayvanların solunum yollarına girerek oraya yerleşir ve üreyerek hastalık yaparlar. Hava yolu ile bulaşma kümes içindeki hayvanlarda görülür. Kümesten kümese yayılma her zaman söz konusu olmaz. Hava cereyanı olmayan kümeslerde bulaşma 3-5 m2 lik alan içinde kalır .

Kronik Solunum Yolu İnfeksiyonu CRD, infeksiyöz sinusitis ve bronşitis ile infeksiyöz synovitis, influenza ve Newcastle hastalığı hava yolu ile hızlı yayılan hastalıklardır.

Tavuk kolerası, infeksiyöz koriza, ve kanatlılardaki çiçek hastalığı hava yolu ile yavaş seyirli bir bulaşma sergileyen hastalıklardır.

Hava yolu ile bulaşan bir başka hastalık MAREK hastalığıdır. İnfeksiyonun kaynağı Toz içine yerleşmiş TÜY FOLLİKÜLLERİ dir. Hastalık etkeni tüy follikülleri ile kümesteki toza karışmakta ve sağlam hayvanlara bulaşmaktadır.

EMBİRYONİK BULAŞMA VE KONTROLÜ

Kasım 23rd, 2007 by admin

Hastalığı oluşturan mikroorganizma yumurtalıkta yada yumurta kanalında lokalize olur. Etken hasta hayvanın yumurtalarına yerleşir. Bazı hastalıklarda etken bağırsak kanalına yerleşir. Yumurta kabuğuna bulaşan hastalık etkeni yumurta kabuğundan geçerek embiryoya ulaşır. Buna KABUK BULAŞMA denir.

Ovarian bulaşma, Kronik Solunum Yolu İnfeksiyonu -CRD- , infeksiyöz sinusitis, infeksiyöz synovitis, lenfoid leukosis, tüberküloz, pullarum, tifo, EDS-76 gibi hastalıklarda görülür.

Kabuksal Bulaşma, Kolibasillozis, Paratifo infeksiyonlarında görülmektedir.

Güvercin Yemi Aspir (Kardi)

Kasım 7th, 2007 by admin

aspirAspir (Kardi): Bilimsel olarak Asteraceae adı verilen bileşikgiller ailesinin bir üyesidir. Carthamus tinctorius adı ile bilinen aspir çiçekli bir bitkidir. Ülkemizde dönüşümlü ekip bitkisi olarak geliştirilmeye çalışılmakla birlikte çok yaygın değildir. Balıkesir ve Isparta ilimizde ağırlıklı olarak yetiştirilmektedir. Özellikle tohumlarından yağ elde etmek amacı ile üretilmektedir. Doymamış yağ oranının fazla olması nedeni ile perhiz yemeklerinde kullanımı yaygındır. Tohumları bazı yörelerde müshil olarak kullanılmaktadır. Bir aspir tanesinin içinde ortalama olarak %30 karbonhidrat, %18 protein, %33 yağ, % 7 kaba lifler (selüloz) bulunmaktadır.

ASPİR BİTKİSİ
Aspir Bitkisi Hakkında Genel Bilgi:
Yalancı safran, Amerikan safranı ve boyacı safranı gibi isimlerle de bilinen, tek yıllık, geniş yapraklı, sarı, kırmızı, turuncu, beyaz ve krem renklerinde çiçeklere sahip, dikenli ve dikensiz tipleri olan, kurağa dayanıklı  ve ortalama yağ oranı % 30-50 arasında değişebilen bir yağ bitkisi olan aspir bitkisinin, Güney Asya orijinli olduğu, ilk olarak Asya kıtasının güneyinde, Ortadoğu bölgesinde ve Akdeniz ülkelerinde ekildiği bilinmekte  ve tüm dünyaya buradan yayılmış olabileceği kabul edilmektedir. Hatta, milattan önce ekildiği bilinen ve yaklaşık 3500 yıl önce Mısırda ekilmesi nedeniyle, bu bitkinin buradan yayıldığı da kabul edilmektedir.

Günümüzde Dünya üzerinde yayılmış toplam 25 yabani türü bulunmaktadır ve bu yabani türlerin bir kaçı (örneğin, Carthamus lanatus ve C. dentatus) ülkemizin değişik bölgelerinde doğal ortamlarda rahatlıkla görülebilir.

Neredeyse, tarih öncesi zamanlardan beri, Çin, Japonya, Hindistan, Mısır ve İran’da tarımının yapıldığı bildirilmektedir. Orta Çağ döneminde İtalya, Fransa ve İspanya’da tarımı yapılmış, Amerika kıtasının keşfinden hemen sonra da, İspanyollar tarafından önce Meksika’ya, daha sonraları oradan da Venezuella ve Kolombiya’ya götürülmüştür. A.B.D’ ye girişi ise, 1925 yılında Akdeniz ülkelerinden olmuştur.

Adı geçen bu ülkelerde, önceleri tıbbi amaçlarla ve çiçeğindeki boya maddesinin gıda ve kumaş boyacılığında kullanılması amacıyla yetiştirilmiş, daha sonraları ise, tohumundaki yağı için yetiştirilmeye başlanmıştır.

Çin’de, aspir bitkisi hemen hemen tamamen sadece çiçekleri için yetiştirilmekteydi. Çünkü, çiçekleri pek çok hastalığın tedavisinde kullanıldığı gibi, bitkisel çay olarak da tüketilmekteydi. Çay olarak tüketilmesindeki esas neden, çiçekte amino asitler, mineral maddeler ve bazı vitaminlerin (B1, B2, B12, C ve E) bulunması idi. Aspir bitkisi tıbbi olarak, kadınların regl dönemlerinde, kalp-damar rahatsızlıklarında ve travma sonucu oluşan şişliklerin ve ağrıların tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Bu kullanımların doğruluğu, yapılan klinik ve laboratuar çalışmaları ile de desteklenmiştir. Klinik çalışmalarda, yüksek tansiyonu düşürdüğü, damarlardaki kan akışını arttırarak dokuların daha fazla oksijen almalarını sağladığı gözlenmiştir.

Afganistan ve Hindistan’da, aspir yapraklarından yapılan çay, kadınların düşük yapmasını önleyici olarak kullanılmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, aspir çiçeklerinde antioksidan maddelerin varlığı da ortaya konmuştur. Özellikle sarı çiçeklerin diğer renklerdeki çiçeklerden daha fazla antioksidan madde içerdiği ve çay yapımında sarı çiçeklerin kullanılmasının daha yararlı olacağı ortaya konmuştur.

Hindistan ve Pakistan’da, aspir bitkisinin hemen hemen bütün parçalarının aktarlarda satıldığı, buralarda pek çok hastalığın tedavisinde kullanıldığı ayrıca afrodizyak olarak da kullanıldığı bildirilmektedir.

Ortadoğu ülkelerinde, Hindistan’da ve Afrika’da, aspir bitkisi, ateş düşürücü olarak, kusmayı teşvik ettiği için zehirlenmelerde panzehir olarak ve kabızlığa karşı (ishal yapıcı) kullanılmıştır.

Bangladeş’te, öğütülmüş aspir tohumları hardal yağı ile karıştırılarak romatizmaya karşı merhem olarak kullanılmıştır.

Sağlık alanındaki bu kullanımlarından başka, gıda maddesi olarak bazı Ortadoğu ve Asya ülkelerinde çiçekleri pilav, çorba, sos, ekmek ve turşulara katılarak onların sarı ve parlak turuncu renk almaları sağlanmıştır.

İran’da, aspir tohumlarından elde edilen salça kıvamındaki madde, peynirin mayalanmasını hızlandırmak için kullanılmıştır. Bu maddenin, beyaz peynire hoş bir koku ve yumuşaklık verdiği bildirilmektedir.

Etiyopya’da çok ince olarak öğütülen aspir tohumlarının su ile karıştırılmasıyla “fitfit” adı verilen bir içki yapılmıştır.

Ayrıca, Etiyopya ve Sudan’da genellikle, kavrulmuş aspir tohumları nohut, buğday ve arpa ile karıştırılarak çerez olarak tüketilmektedir.

Mısır’da, aspir tohumları öğütülüp susamla karıştırılarak tüketilmektedir.

Hindistan, Pakistan ve Burma’da, genç yapraklar ve genç aspir fidecikleri, yeşil salata yapımında kullanılmakta, haşlanarak yenmekte veya sebze yemeği olarak pilavla tüketilmektedir.

Ülkemizde, haspir (aslında aspir olmasına rağmen haspir olarak bilinmekte) çiçeği olarak bazı yemeklere renk vermek amacıyla kullanılmaktadır. Örneğin, Güneydoğu Anadolu bölgemizde (Diyarbakır ve çevresinde) sarı renkteki aspir çiçekleri pilavlarda kullanılmakta ve pilavın sarı renkte olması sağlanmaktadır.

Batı Avrupa, Japonya ve Latin Amerika ülkelerinde, dikensiz tipler kesme çiçekçilikte kullanılmaktadır.

Yağı alındıktan sonra geriye kalan küspe, içerdiği % 25’ e varan ham protein oranıyla (ortalama % 22-24) hayvancılıkta iyi bir yem kaynağıdır.

Tohum kabukları sanayide pek çok alanda kullanılabilmektedir. Örneğin, daha yoğun ve sert yüzeyli kağıt yapımında; hafif ve gözenekli fırınlanmış tuğla ve seramik yapımında; yalıtım işlerinde dolgu maddesi olarak; kolay kırılabilir hassas eşyalar için ambalaj paketi yapımında başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.

Aspir bitkisi, yeşilken direkt olarak hayvanın otlatılmasına da uygundur. Direkt olarak otlatmanın yanında, silaj veya kuru ot (yem) yapımına da elverişlidir. Yem olarak, çok lezzetli ve besleyici olup, besin değeri en az yulaf ve yoncaya eşdeğerdir. Tohumları (Tane olarak), büyükbaş hayvanlara günde 2 kg’ ı geçmemek üzere, kırdırılmadan, bütün halde arpa gibi yedirilebilir. Yağlı tohum olduğu için, bu şekilde beslenen süt hayvanlarında süt veriminin artış gösterdiği tespit edilmiştir.

Yıllar önce, aspir bitkisinden elde edilen boyalar gıdaların ve kumaşların boyanmasında kullanılıyordu. Aspir bitkisinin çiçeklerinden 2 tip boya maddesi elde edilebilmektedir. Bunlar, suda erimeyen kırmızı renkli “Carthamin” ve suda eriyebilen sarı renkli “ Carthamidin” maddeleridir.

Her iki boya maddesi de gıda boyası ve tekstil sanayinde kumaş boyası olarak kullanılmaktaydı. Ancak, bu yüz yılın başlarında, daha ucuz olan sentetik anilin boyaların keşfedilmesi ve piyasaya sürülmesiyle, aspir bitkisinden elde edilen boya maddelerinin kullanımı yok denecek kadar azalmıştır.

Fakat, halen bazı Asya ülkelerinde, geleneksel ve dini günlerinde aspir çiçeklerinden elde edilen boya maddeleri kullanılmaktadır. Ayrıca, yine kırmızı aspir çiçeklerinden elde edilen kırmızı boya, bu ülkelerde özellikle ipek kumaşların boyanmasında kullanılmaktadır.

Bugün, Hindistan, ABD, Meksika, Kazakistan, Kırgızistan, Etiyopya ve Avustralya gibi ülkelerde geniş alanlarda üretimi yapılan bir yağ bitkisi haline gelmiştir.

Tohumlarından elde edilen yağ, yemeklik olarak kullanılmaktadır ve kalitelidir. İnsan sağlığı açısından önemli olan toplam doymamış yağ asitleri oranı çok yüksektir. Bu oran % 90-93 civarındadır (Ayçiçeğinde bu oran % 86 dır). Son yıllarda Oleik asit (Omega 9) oranı yüksek tipler üzerinde de çalışmalar hızlanmıştır.  Günümüzde, oleik yağ asidi oranı % 85 civarında olan çeşitler de geliştirilmiştir. Zeytin yağındaki oleik yağ asidi oranının % 56-83 arasında olduğunu düşünürsek, oleik tipteki aspir yağının beslenme açısından en az zeytin yağına eşdeğer olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.  Diğer yağ bitkilerinde de olduğu gibi, aspir bitkisinden elde edilen yağ da (özellikle Oleik tipte olanlar) biyodizel yapımında kullanılabilmektedir.

Aspir yağı, içerdiği yüksek orandaki linoleik asit (Omega-6)  nedeniyle çabuk kuruyan yağlardan olduğundan, boya sanayinde de kullanılabilmektedir.

Son yıllarda, Kanada merkezli SEMBIOSYS firması, çalışmalar sonucunda, aspir bitkisinde genetik yapıyı değiştirerek insan insülini ile aynı yapı ve aynı etkiye sahip sentetik insülin üretmeyi başarmışlarıdır. Bu çalışmalarda, genetik olarak değişime uğramış aspir bitkilerinin tohumlarında insülin proteinin üretilmesi sağlanmış, daha sonra bu proteinlerden % 1.2 oranında insülin elde edilmiştir. Hasat sonrası alınan tohumlardaki proteinler özel ekstraksiyon yöntemiyle alınmakta daha sonra yine bazı özel işlemler sonucunda protein içerisindeki insülin ayrıştırılmakta ve saflaştırılarak kullanıma sunulmaktadır. Bir dekarlık alanda yapılacak aspir tarımı ile yaklaşık 250-260 g kadar insülin üretilebilmektedir. Bu miktar ise yaklaşık 600-650 diyabet hastasının 1 yıllık insülin ihtiyacını karşılayabilmektedir. Kişi başına kullanılan yıllık insülin miktarı yaklaşık 0.4 g (400 mg) dır. Dünyada yaklaşık 200 milyon diyabet hastası ve bunun da % 1′inin “Tip 1″ yani zorunlu olarak günlük insülin kullanması gereken hasta olduğunu düşünürsek, yaklaşık 32.000 dekarlık (3200 ha) bir alanda yapılacak aspir tarımı sayesinde, Dünyadaki tüm diyabet (şeker hastası) hastalarının 1 yıllık insülin ihtiyaçları karşılanmış olacaktır. Elde edilen insülin, hem kimyasal yapı ve hem de fonksiyon bakımından insan insülini ile aynı özelliklere sahiptir. Çalışmalar sonuçlanmış ve firma tarafından hasta üzerindeki denemelere 2007 yılı veya 2008 yılı içerisinde başlanacak olup, ticari olarak pazardaki yerini ise muhtemelen 2009-2010 yıllarında alacaktır. Bu sayede, aspir bitkisi insülin üretiminde aracı olarak kullanılarak insan sağlığı açısından büyük bir öneme sahip olacaktır.

TÜRKİYE’DE ASPİR BİTKİSİNİN TARİHİ

Aspir bitkisinin Anadolu’ ya gelişi, Orta Asya’dan göç eden Türkler sayesinde olmuştur. Bulgaristan’ dan gelen göçmenlerle bazı dikenli tipler  Marmara bölgesine (Balıkesir yöresine) 1940-1945 yıllarında getirilerek tarımı yapılmıştır. Ülkemize girişi bu kadar eski olmasına rağmen, maalesef bu güne kadar gerekli önem verilmediğinden Türk tarımındaki yerini alamamıştır. Ülkemizde, bazı yörelerde dikenli ayçiçeği, zerdeçal ve haspir olarak da bilinmektedir.

İlk defa, 1929-1930 yıllarında Eskişehir’de bulunan Sazova tohum ıslah istasyonunda, aspir bitkisinin yetiştirme teknikleri ve ıslahı üzerine bir çalışma başlatılmıştır. Yaklaşık 10 yıl kadar süren bu çalışmalar, 1939 yılında başlayan II. Dünya savaşı nedeniyle kesintiye uğramış, neredeyse durma noktasına gelmiştir. Bu süre içerisinde, elde bulunan mevcut yerli populasyonlarla yapılan çalışmaların sonucunda, 1935-1936 yıllarında, en iyi performansı gösteren ve aynı özelliklere sahip 5 tek bitkinin karışımıyla kompozit bir çeşit elde edilmiştir. Elde edilen bu ilk dikensiz kompozit çeşit “Yenice 1813″ ismiyle bölge çiftçisine dağıtılmıştır.

Nüfusumuzun artması ve önemli bir yağ bitkisi olan ayçiçeğinde o yıllarda ortaya çıkan orobanş (Canavar otu-Verem otu) nedeniyle ayçiçeği tarımındaki yaşanan güçlüklerin sonucu ortaya çıkan üretim düşüklüğü, yıllık yağ ihtiyacımızı arttırmıştır. Meydana gelen bu yağ açığının bir dereceye kadar kapatılması için, yaklaşık 19-20 yıllık bir aradan sonra, Tarım Bakanlığının talimatları doğrultusunda, aspir konusundaki çalışmalar, 1958 yılında tekrar başlatılmıştır. Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, gerekli önem verilmediği için kaybolma noktasına gelmiştir.

Aspir bitkisi, ekim alanı olarak çok büyük sayılmasa da, Ülkemizdeki altın çağını 1972-1977 yılları arasında yaşamıştır. Ekim alanları 1972 yılında, 1100 hektarlardan 1980 hektara yükselmiş, 1976 yılında ise, en yüksek seviyesi olan 2200 hektara ulaşmıştır. Bu tarihten sonra, çeşitli nedenlerden dolayı hızla itibarını kaybetmiş, ve 2000 yılında 30 hektara kadar gerilemiştir.

Bugün,  sadece Isparta, Eskişehir ve Balıkesir gibi geçit yörelerinde çiftçiler tarafından belirli miktarlarda ekilen, el preslerinde veya diğer yöntemlerle yağı çıkarılarak bölgesel olarak tüketilen, piyasaya arz edilmeyen bir bitki konumuna düşmüştür.

Ülkemizde her yıl toplam 1.300.000-1.400.000 ton civarı yağ tüketilmektedir. Ülkemiz genelinde yetiştirilen değişik yağ bitkilerinden elde edilen yağ miktarı yaklaşık 600.000 ton dur. Diğer bir ifadeyle, tükettiğimizin ancak yarısına yakın kadar bir yağı üretebilmekteyiz. Açık olarak ortaya çıkan, geri kalan ihtiyacımız ise (tükettiğimiz yağın yaklaşık % 60’ı kadar), her yıl yüz milyonlarca dolar  döviz (yaklaşık 1 milyar dolar) ödenerek dışarıdan ithal yolu ile karşılanmaktadır.

Petrol açısından dışa bağımlı bir ülke olduğumuzdan, bu bağımlılıktan bir nebze olsun kurtulabilmek için, bitkisel yağlardan biyodizel üretimine de önem verilmelidir. Bu konuda, bazı ülkeler epey yol almışlardır. Aspir yağı da  biyodizel yapımında rahatlıkla kullanılabilir. Ancak bu, yemeklik yağ ihtiyacımız karşılandıktan sonra , arta kalan ürün miktarı ile yapılması gereken bir işlem olmalıdır.

Bugün Sanayide kullanılan sentetik anilin boyaların sağlık açısından yan etkileri göz önünde bulundurulduğunda, aspir çiçeklerinden elde edilen ve tamamen doğal olan, sağlık açısından hiçbir risk taşımayan boya maddelerinin özellikle her gün tükettiğimiz gıdalarda ve tekstil sanayinde kullanımına tekrar önem vermek ve bu tip kullanımları teşvik etmek gerekir. Günlük hayatta sık sık tükettiğimiz meyve sularında, şekerlemelerde, sağlıklı olmak amacıyla içtiğimiz ilaçlarda (şuruplarda ve haplarda) ve diğer bazı gıdalarda çoğunlukla sentetik boyaların kullanıldığını bir düşünürsek, doğal boya maddelerinin kullanılmasının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır.

Hem yemeklik yağ ihtiyacımızın karşılanması hem de eğer sanayisi gelişirse bitkisel yağlardan biyodizel üretimi için, aspir tarımının ülkemizde acilen yaygınlaştırılması gerekir ve bu bir zorunluluk olmalıdır.

Kuraklığa dayanıklı olduğundan ülkemizin hemen hemen her tarafında, özellikle atıl durumda olan alanlarda, ekonomik olarak getirisi fazla olan diğer bitkilerin yetiştirilemeyeceği alanlarda rahatlıkla yetiştirilebilecek bir bitkidir ve gereken önem verilmelidir. Ülkemizde ayçiçeği işleyen her tesis, ilave bir makine kullanmadan, herhangi bir değişiklik yapmadan aspir tohumunu da kolayca yağa işleyebilir. Bu durum ayrıca, hammadde yetersizliğinden atıl durumda bekleyen pek çok tesise de iş imkanı yaratacaktır.
Kaynak:
Dr. Metin BABAOĞLU
Ziraat Yüksek Mühendisi
Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü
EDİRNE
E-mail: metinbabaoglu83@yahoo.com
Tel: 0284-235 81 82

Aspir
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Bilimsel sınıflandırma

Alem:     Plantae (Bitkiler)
Bölüm:     Magnoliophyta (Kapalı tohumlular)
Sınıf:     Magnoliopsida (İki çenekliler)
Takım:     Asterales
Familya:     Asteraceae
(Papatyagiller)
Cins:     Carthamus
Tür:     C. tinctorius
Binominal adı Carthamus tinctorius (Mohler, Roth, Schmidt & Boudreaux, 1967)

Aspir (Carthamus tinctorius), Yalancı safran olarak da bilinir, papatyagiller (Asteraceae) familyasından 50-100 cm boyunda, yaz sonuna doğru (Haziran sonuna doğru-Temmuz Başı) sarı, krem, beyaz, kırmızı veya turuncu çiçekler açan bir bitki türü.

Anavatanı Arabistan Yarımadası olup, İran, Hindistan, Pakistan gibi ülkelere yayılmıştır. Türkiye’de Anadolu’da yabani olarak rastlanmakta ve ekimi de yapılmaktadır. Benzerliği sebebiyle ticarette safran bitkisiyle sık sık karıştırıldığından “yalancı safran” denilmektedir.

Aspir, kuraklığa dayanıklı, yazlık karakterde ve ortalama 110-140 gün arasında yetişebilen tek yıllık bir uzun gün yağ bitkisidir. Aspir, genellikle 80–100 cm arasında boylanabilir, dikenli ve dikensiz formları olan, dikenli formların dikensizlere göre daha fazla yağ içerir. Sarı, beyaz, krem, kırmızı ve turuncu gibi değişik renklerde çiçeklere sahiptir. Yaklaşık 2.5–3.0 m derinlere gidebilen bir kazık kök sistemine sahiptir. Tohumları, beyaz, kahverengi ve üzerinde koyu çizgiler bulunan beyaz taneler şeklindedir. Dallanan ve her dalın ucunda içerisinde tohumları bulunan küçük tablalar oluşturur. Renkli çiçekleri (petaller) gıda ve kumaş boyasında kullanılır. Tohumlarında % 30-45 arasında yağ bulunur ve yemeklik yağ olarak kullanılır. Yağı, sabun, boya, vernik, cila olarak kullanıldığı gibi, Linoleik asit içerdiğinden yemeklik yağ kalitesi yüksektir. Ayrıca yağı biyodizel olarak kullanılabilir, küspesi ise hayvan yemi olarak kullanılır (küspesinde ortalama % 25 protein vardır).

Aspir, Türkiye’de Eskişehir, Burdur, Isparta gibi belli yörelerde üretilmekte ve bizzat üretici tarafından tüketilmektedir.

Güvercin Yemi Ay çekirdeği

Kasım 6th, 2007 by admin

ay çiçeğiAy çekirdeği’nin bilimsel adı Asteraceae’dır. Bitkilerden bileşikgiller ailesinin bir üyesidir. Helianthus annuus adı ile bilinen ay çekirdeği, bu bitkinin (ay çiçeği) tohumlarıdır. Tohumlarında yağ oranı oldukça yüksektir. Ekonomik değeri oldukça yüksek bir bitkidir. Diğer ekonomik kullanımlarının yanı sıra, tohumları kurutulup kavrulduktan sonra çerez olarak da tüketilmektedir. Bir ay çekirdeği tanesinin içinde ortalama olarak % 20 karbonhidrat, %19 protein, %40 yağ, % 10 kaba lifler (selüloz) bulunur. Ay çekirdeği, A, B, D, E vitaminlerinin yanı sıra demir, fosfor, potasyum ve mineraller açısından da zengindir. Ülkemizde Marmara ve Trakya bölgeleri başta olmak üzere Ege bölgesi ve Orta Karadeniz bölgemizdeki illerde üretilmektedir. Güvercinler için yem olarak kullanılanlarının tohumları küçüktür. Güvercinler bunları kabukları ile birlikte tüketirler. Güvercinlere yem olarak kullanılanlarının kavrulmamış olması gerekir. Güvercinler tarafından sevilerek tüketilen bir yem çeşididir.

Ayçiçeği Hakkında Genel Bilgi

Bilimsel sınıflandırma
Alem:     Plantae (Bitkiler)
Bölüm:     Magnoliophyta (Kapalı tohumlular)
Sınıf:     Magnoliopsida (İki çenekliler)
Takım:     Asterales
Familya:     Asteraceae (Papatyagiller)
Oymak:     Heliantheae
Cins:     Helianthus
Tür:     H. annuus
Binominal adı Helianthus annuus L.

Ayçiçeği (Helianthus annuus), papatyagiller (Asteraceae) familyasından çekirdekleri ve yağı için yetiştirilen sarı çiçekli bir tarım bitkisi.

Ayçiçeği tarımı

Ayçiçeği dünyada ve Türkiye’de en önemli yağ bitkilerinden biri olup, Türkiye’de genelde yağlık olarak yetiştirilir. Yağlık olarak ekiminin % 70′inden fazlası Trakya ve Marmara bölgesindedir.

İklim ve toprak istekleri

Ayçiçeği, yetişme periyodu boyunca (100-150 gün) 2600-2850 °C civarında toplam sıcaklık ister. Derin ve kazık kök sistemine sahip olması nedeniyle, kuraklığa dayanımı fazladır. Her türlü toprakta yetişmesine rağmen, iyi drenajlı, nötr PH (6,5 - 7,5)’a sahip ve su tutması yüksek toprakları daha fazla sever. Taban suyu yüksek, asitli topraklardan hoşlanmaz. Tuzluluğa dayanması ortadır.

Ayçiçeğinin çimlenmesi için en az toprak sıcaklığı 8-10 °C olmalıdır. Bu nedenle genelde Nisan ayı başı-Mayıs ortası arasında ekimi yapılır. Erken ekim, verimi önemli ölçüde arttırır. Ayçiçeği soğuğa dayanıklı olup, genelde ilk donlardan 4-6 yapraklı devreye kadar zarar görmez. Ancak ısının -4 °C nin altına düşmesiyle oluşan dondan oldukça fazla etkilenir.

Gübreleme

Optimum verim için bölge koşullarında yapılan araştırmalarda 7-8 kg. saf azot (N) ve aynı miktarda fosfor yeterli olur. Ancak sulu koşullarda bu miktarları arttırmak gerekir. Toprak analizi yapılıp tarlanın besin maddesi içeriği belirtildikten sonra gübre uygulamak son derece önemlidir. Eğer toprakta yeterli miktarda fosfor varsa 7-8 kg. saf azotu içeren 15-16 kg. üre (% 46 N) veya 25-30 kg. Amonyum Nitrat (%26 N) gübresi serpilerek karıştırılır ve ardından ekim yapılır. Eğer toprakta genelde potasyumca zengin olması nedeniyle, bu besin maddesine içeren gübre tavsiye edilmez. Ancak toprak tahlil sonucu bu besin maddesinin eksikliği belirtiliyorsa, topraktaki mevcut duruma da bağlı olarak, yeterli miktarda 15-15-15 gübresi uygulamak gerekir. Çünkü kompoze gübrelerin üzerindeki üç rakam sırasıyla N-P-K yani Azot - Fosfor - Potasyum besin madde oranına göre ucuz olan gübre tercih edilmelidir.

İyi bir tohum yatağı hazırladıktan sonra, ayçiçeğinde pnömatik mibzerlerle ekim yapılır. Yapılan araştırmalar sonucunda; sonbaharda soklu pulluk ile sürüm, ilkbaharda kazayağı ve ardından tırmık ile yapılan tohum yatağı hazırlığı en ekonomik toprak işleme yöntemi olarak belirlenmiştir. Yabancı ot ilacı icin genelde trifluarin terkipli ilaçlar ekim öncesi uygulanır. Ancak ilaç uygulandıktan sonra mutlaka tırmık veya benzeri bir ikinci sınıf toprak işleme aletiyle karıştırılmalıdır. Ayrıca yabancı ot mücadelesi için bitkiler 25 - 30 cm. olduğu zaman çapa makinesi ile ara çapası yapılır.

Yapılan araştırmalar, sırı arası 70 cm. ve sıra üzerinin 30-35 cm. olduğu bir ekim sıklığıyla sağlanan 4500-5000 da civarında bir bitki populasyonunun en yüksek verimi verdiğini ortaya koşmuştur. Hibrit tohumluklar yüksek verim potansiyeline sahip, aynı günlerde çiçeklenip, olgunlaşır ve aynı kalitede ürün veririler. Piyasada değişik firmalara ait birçok yağlık hibrit ayçiçeği çeşidi bulunmaktadır. Tohum iriliği arttıkça dekara atılacak tohum miktarı da artar. Aslında iri tohumun, özellikle uygun olmayan iklim ve toprak koşullarında, çimlenme gücünün biraz daha fazla olmasından başka bir avantaja sahip değildir. Dekara atılan tohum miktarı tohum iriliğine bağlı olarak 400 gr/da civarındadır.

Ayçiçeği topraktan fazla miktarda besin maddesi kaldırır. Bu nedenle üst üste ayçiçeği ekiminden kaçınılmalıdır. Bundan dolayı, genelde Buğday-Ayçiçeği ekim nöbeti uygulanır.

Tablanın biraz eğik olması, yani yere doğru bakması, kuş zararını ve güneşten kaynaklanan tabla yanıklığını azaltır. Bu nedenle, bu tip hibrit çeşitler kuş zararının yoğun olarak hissedildiği yerlerde tercih edilmelidir.

Sulama

Ayçiçeği bitkisinin su ihtiyacı, yetişme periyodu boyunca yaklaşık 700-800 mm. civarındadır. Bu nedenle yüksek ve arzulanan verimi alabilmek için yağışın az olduğu yıllarda aradaki farkın, sulamaya uygun yerlerde, mutlaka sulama suyuyla verilmesi gerekir. Toprakta bitkilerin su ihtiyaçları toprak tansiyonemetresiyle ölçülür. Ayçiçeğinde en hassas devre, çiçeklenme öncesi tablaların oluşmaya başladığı devre ile süt olum devresi arasıdır. Bu devrede oluşan, suya olan stres, verimde geri gelmeyecek kayıplar ortaya çıkarır. Özellikle suya duyulan bu ihtiyaç çiçeklenme zamanında en üst seviyeye çıkar. Bundan dolayı bu devrelerde yağış yoksa, yüksek verim için ayçiçeği mutlaka sulanmadır.20′şer gün arayla yapılan sulamaların verimi arttırdığı Denizli Baklan Ovası’ndaki Dağallı çiftçiler tarafından denenmiş ve görülmüştür. 40 cm olduktan sonra her 20 günde bir sulama yapılmalıdır.Eğer sulama yapılacaksa, bitkiler 45-50 cm. boyunda bir sulama, tabla teşekkül ettiği devrede süt ve olum devresinde yapılacak olan birer sulama ile toplam üç defa su verilmesi verimi %100 oranında arttırır. Özellikle sulanan alanlarda dekara atılan bitki sayısını ve verilecek gübre miktarını bir miktarı arttırmak verim artışı için gerekli diğer faktörlerdir.

Hastalık ve zararlıları

Ayçiçeğinin en önemli zararlısı orobanş parazitidir. Ancak bu parazite dayanıklı hibritler piyasada mevcuttur. Bunun yanında diğer hastalıklar ayçiçeği mildiyösü, sap, kök ve tabla çürüklükleridir. Ayçiçeği mildiyösüne karşı hibrit tohumlar ilaçlı olup, ancak özellikle sulu alanlarda ortaya çıkan Slerotinia’ya karşı dayanıklı çeşit olmayıp, ilaçlı mücadelesi de yoktur. Zararlı olarak Ayçiçeğinde Bozkurt,Çayır Tırtılı,Makaslı Böcek ve Yeşilkurt sayılabilir.

Hasat

Ayçiçeği tablasının arkası ve brakte yapraklarının % 50’si kahverengi renge dönüştüğünde ayçiçeği fizyolojik olgunluğa erişmiş olur. Ancak hasadın yapılabilmesi için tablanın, gövdenin ve yaprakların tamamen kahverengi renge dönüşmüş olması ve tanedeki nem oranının % 9-10′a düşmesi gereklidir. Çünkü ayçiçeği yağlı tohuma sahip olduğu için yüksek nemde depolandığında, taneler kısa zamanda kızışır ve bozulur. Bu nedenle hasatta tane neminin % 10′un altında olması son derece önemlidir. Zamanında yapılmayan hasat özellikle bazı çeşitlerde tane dökmeye sebep olacağından, ayçiçeği hasadı fazla geciktirilmemelidir. Ayçiçeğinden kuru şartlarda 100-150 Kg/da,sulu şartlarda 250-400 Kg/da. ürün elde edilebilir.

Güvercin Yemi Keten Tohumu

Kasım 5th, 2007 by admin

keten tohumuKeten Tohumu: Ketengiller ailesinin bir üyesidir. Bilimsel olarak Linum usitatissimum adı ile bilinir. Lifleri kumaş dokumacılığında kullanılır. Keten kumaş nem çekiciliği sağlam ve dayanıklılığı ile bilinir. Tohumları ise kuş yemi olarak değerlendirilir. Keten ülkemizde en çok Marmara bölgemizde üretilmektedir. Tohumlarında yağ oranı yüksektir. Bir keten tanesinin içinde, % 22 Karbonhidrat, % 24 protein, % 31 yağ, % 10 selüloz bulunmaktadır. Güvercinlerin yuvaya alıştırılma döneminde keten tohumu verilmesi kuşun yuvaya kolay bağlanmasını sağlar. Ancak keten tohumu fazla verilmemelidir. Fazla verilmesi durumunda ishal yapar.

Keten Tohumu Hakkında Genel Bilgiler:
Bilimsel sınıflandırma
Alem:     Plantae
Şube:     Magnoliophyta
Sınıf:     Magnoliopsida
Takım:     Malpighiales
Familya:     Linaceae
Cins:     Linum

Keten (Lat. Linum), Ketengiller familyasından, Haziran-Ağustos ayları arasında ipek gibi, mavimsi veya sarı renkli çiçekler açan bit bitkidir.

15-60 cm boylanabilir. Tohumu ve lifi için yetiştirilen doğal ve kültür formu bulunur. Yaprakları sapsız, grimsi-yeşil renkli, dik veya yatık gövde üzerinde sıralanmışlardır. Ketenin kimyasal yapısında; %80 selüloz, %3 pektin, %10 su bulunur.

Tohumları %40-45 yağ içeririr ve yağ eldesinde kullanılır. “Bezir yağı” olarak bilinen bu yağ boyacılıkta kullanılır. Yağı alınan tohumlar hayvan yemi olarak kullanılır.

Keten her çeşit toprakta yetişebilir. Lif ketenleri nemli havayı, yağ ketenleri ise güneşli havayı sever. Anadolu’da keten yazlık ve güzlük olarak ekilmektedir. Kışlık ketenler Ağustos-Eylül, yazlık ketenler ise Mart ve Nisan aylarında ekilir. Lif ketenlerinin uzun boylu olanları makbuldür ve gübreli toprakta yetişir. Yağ ketenleri, iyice olgunlaştıktan sonra toplandığı halde, lif ketenleri olgunlaşmadan toplanır. Keten tohumları kapsülden dövülerek çıkarılır ve elenerek temizlenir. Gövdeler iyice ezilerek içinden lifleri çıkarılır. Demet haline getirilerek havuzlara daldırılır. Bir müddet bekletildikten sonra çıkarılıp kurutulur. Taraklardan geçirilerek düzeltilir ve yumaklar halinde hazırlanır.

Keten en eski kültür bitkilerindendir. Mısır’da M.Ö. 4. yüzyılda keten yetiştirildiği, mabetler ve mezarlar üzerine yapılan resimlerden anlaşılmıştır. Keten, 4000-5000 yıldan beri Yakın Doğu ve Akdeniz bölgelerinde lifi ve tohumları için yetiştirilmekte; dünyanın çok yerinde üretilmektedir. Dünya’da keten üretiminde ilk sırayı Rusya ve ikinci sırayı Polonya alır. Memleketimizde bazı keten türleri tabii olarak yetişir. Türkiye’de yetiştiği yerler, Batı ve İç Anadolu ve Karadeniz’de fazla olmak üzere Anadolu’nun çoğu yeridir.

Keten tohumu hakkında ek Bilgiler

Keten tohumu yüksek oranda çoklu doymamış yağ asitleri, düşük oranda doymuş yağ asiti, yüksek oranda lifle birlikte bol miktarda potasyum, az miktarlarda ise magnezyum, demir, bakır, çinko ve çeşitli vitaminler içerir. 100 gr. keten yağı 13.4 mg. E vitamini, 100 gr. keten tohumu ise yaklaşık 450 kcal. içerir daha uygun sanki. Keten tohumunun amino asit profili soya ununa benzer özellikler gösterir.
İçerdiği N-3 yağ asiti oranı, (Omega-6 nın yaklaşık dört katıdır) çözünebilir ve çözünemez liflerce zenginliği ve bir çeşit bitkisel östrojen olan lignanların en zengin kaynağı olması nedeniyle keten tohumu beslenme uzmanları tarafından sıklıkla önerilir. Lignanlar, hormonlara bağlı kanser türlerinde (göğüs, prostat vb.) seks hormonlarına müdahale ederek kansere karşı koruma yapar; tümör hücrelerinin büyümesini engeller. Keten tohumunda bulunan lignanlar birer doğal SERM’dir (östrojeni seçerek alan modülatörler); östrojen kullanımının zararlarından korurken tüm diğer olumlu etkilerinden de yararlanmayı sağlarlar. Örneğin; östrojenin kemiklerde bağlantı kurup büyümeyi sağlamasına izin verirken; hasar verebileceği göğüs ve rahim içi gibi hassas bölgelere girmesine izin vermezler. Fazladan bir hücre büyümesi olmadığında kanser riski azalır. Keten tohumu 100 gramda toplam 240.6 mg. bitkisel östrojen içerirken, birçok diğer gıda maddesinde bu 100 gramda 17 mg.’ı geçmez.

İçerdiği lifin yaklaşık olacak üçte ikisi suda çözünemeyen, geri kalanıysa çözünen lif özelliğini taşır.

Suda çözünmeyen lifler dışkı yoğunluğunu arttırarak, bağırsak geçiş zamanını azaltarak kabızlığı önleyici, bağırsakları yumuşatıcı etki yaparlar.

Keten tohumunda bulunan suda çözünür lifler (mucilage zamkı/sakızı) kan şekeri seviyesini korur, kolesterol seviyesini düşürürler. Beslenmedeki yüksek lif miktarının kanser önleyici etkileri de söz konusudur.

Beslenmede ideal yağ asiti dengesini sağlamak için, ana yağımızı tekli doymamış yağ asiti oranı yüksek soğuk sıkım zeytinyağı olarak seçmeli, doymuş ve transyağları (hidrojene) minimuma indirmeli, tahıla - ekmeğe bağlılığımızı düşürmeli, bol bol yeşil yapraklı gıdalar tüketmeli ve mutfağımızı keten tohumuyla takviye etmeliyiz.

Keten tohumu içerdiği alfa-linolenik asit (N-3 yağ asitlerinin en önemli üyesi) açısından besinlerin en zenginidir. Alfa-linolenik asitin bir kısmı, vücutta uzun zincir N-3 yağ asitleri EPA ve DHA ya dönüşürler ki bunlar iyi kolesterolü yükseltir, yüksek tansiyonda düşürücü etki yapar, kanın pıhtılaşma eğilimini azaltır, plazma trigliserid düzeyini, aritmi riskini azaltır. Dolayısı ile alfa-linolenik asitin koroner kalp hastalığı riskini azalttığı tespit edilmiştir. Keten tohumu üzerine yapılan araştırmalar, düzenli keten tohumu kullanımının dolayısı ile alfa linolenik yağ tüketiminin, arterioskılerozun (damar sertliği) gelişmesini önleyebileceğini, iltahabi hastalıklarda olmalı ve otobağışıklık rahatsızlıklarında etkili olabileceğini göstermektedir. N-3 çe dengeli beslenmenin kanseri engelleyici özellikleri de tespit edilmiştir. Yağ asitleri dengesinin N-6, doymuş yağ asitleri ve trans yağlar tarafına kayması sadece daha az N-3 tüketmemiz anlamına gelmemekte aynı zamanda bu yağlar, alfa-linolenik yağ asitinin uzun zincir N-3 yağ asitlerine dönüşmesi engelleyerekte vücudumuz N-3 yağ asitlerinden gerekli faydayı sağlamasını engellemiş olurlar.

Keten tohumunu doğal ürün dükkanlarından veya aktarlardan temin edebilirsiniz. Tazeliğini anlamak için çimlenip çimlenmediğine bakabilirsiniz, eğer çimlenmiyorsa aldığınız yere iade ediniz. Keten tohumları sert olduğundan dikkatli bir çiğnemede bile yeterince öğütülemeyebilirler, bu da yeterince sindirilmeden vücuttan atılmalarına sebep olur. Öğütülmüş keten tohumunun sindirimi çok daha kolaydır. Keten tohumlarını öğüterek yersek onun şifai özelliklerinden daha fazla faydalanabiliriz. Keten tohumunu öğütmek için karabiber veya kahve el değirmenleri ya da  bu tip tohumları öğütmek için özel olarak üretilmiş elektrikli öğütücüler kullanılabilir (ülkemizde bulunmaktadır). Keten tohumu oda sıcaklığında bir yıl tazeliğini korur. Öğütülmüş keten tohumu ise 30 gün boyunca hava geçirmez kapaklı bir kavanozda buzdolabında saklanabilir.

Batıda fırıncılık sektörü tüketicinin talebini karşılamak üzere karışık tahıl ekmeklerine öğütülmüş keten tohumu ekleme yoluna gitmiştir.

Öğütülmüş keten tohumu ayrıca hazır karışımlarda (kekler vb), dondurulmuş hamur işlerinde ve hazır eritilerek servis yapılan ürünlerle gıda endüstrisine girmiştir. Ayrıca tavuklara keten tohumu yedirilerek elde edilen N-3 çe zenginleştirilmiş yumurtalar da vardır.

Sizler de mutfakta keten tohumunu el altında bulundurarak, onu öğütülmüş halde salatalarınıza, yoğurdunuza, müslinize serpebilir, fırında yaptığınız hamur işlerine katabilir, pilavdan çorbalara, tatlılardan tuzlulara her yemeğinizde kullanabilirsiniz.

Günlük 2000 kcal.’ ye eşdeğer besin tüketen bir insan için günde 1 çorba kaşığı öğütülmemiş keten tohumu kullanımı N-3 yağ asitleri kullanımı açısından yeterli katkıyı sağlayacaktır.

Yaptığınız hamur işlerinde her bir bardak unun içinden 2 çorba kaşığı un alıp yerine 2 çorba kaşığı öğütülmüş keten tohumu katabilir veya yağca bir değişim yapmak istiyorsanız her 1 ölçü yağ yerine 3 ölçü öğütülmüş keten tohumu katabilirsiniz. Laboratuar çalışmalarında öğütülmüş veya öğütülmemiş tohumların fırında 2 saat boyunca 178 derece sıcaklıkta N-3 yağ asitlerini ve lignanlarını neredeyse hiç yitirmediği tespit edilmiştir. Fakat keten tohumu yağı iyi bir N-3 yağ asiti kaynağı olsa da, tohumdaki lif ve lignanlarını yitirmiştir. Keten tohumu yağının kullanım esnasında ısıya maruz bırakılmaması tavsiye edilmektedir (yemekler piştikten sonra ve salatalarda).

Geleneksel tedavide kullanımı

Keten tohumu antimantari, antimitoz ve antioksidan özellikler taşır.

Keten tohumlarında bulunan müsilaj, bağırsakta su çekip şişerek,mekanik müshil olarak tesir eder. Ketenin bu etkiyi göstermesi biraz zaman alır fakat tahriş yapmama gibi önemli bir avantaja sahiptir. Yine bu özelliğiyle diğer müshillere nazaran daha uzun süre kullanılabilir. Ayrıca içerdiği yağda müsil yapıcı etkiye destek sağlar.

Eski Mısırlılar zamanından beri bu amaçla kullanıldığı bilinmektedir.

Yine müsilajın yumuşatıcı etkisinden dolayı gastrit, mide ülseri gibi sindirim sistemi tahrişlerinde de kullanılır.

Bu amaç için günde bir kez tercihen yatmadan önce 1-2 çay kaşığı tohum yenir, üzerine 2 bardak su içilir.

Öksürüğe, nezleye, üşütmeye karşı 1 çorba kaşığı keten tohumu 3 fincan suda 10 dakika kaynatılır; 3-5 dakika bekletilip süzüldükten sonra içilir.

Bu çayın buharı burundan teneffüs edilir.

Akciğer hastalıkları ve zatüreede 80 gr. keten tohumu 40 gr. rezene tohumuna karıştırılarak az sıcak suda lapa yapılır ve iki tülbent arasına konarak göğüse ve sırta yerleştirilir.

Çıban, gece yanığı ve eziklerin iyileştirilmesinde 80 gr. keten tohumu ile 40 gr ebegümeci lapası yapılarak yaranın üzerine konur.

Böbrek ağrısı ve kramplarda iki çay kaşığı keten tohumu 6 fincan suda 10 dakika kaynatılıp, 5 dakika bekletilip süzülür.

Güvercin Yemi Çedene

Kasım 5th, 2007 by admin

kendir ve kenevirgillerKenevir Tohumu (Çedene): Kendirgiller ailesinin bir üyesidir. Bilimsel olarak Cannabis sativa adı ile bilinir. Lifleri sicim ve halat yapımında kullanılır. Tohumları ise kuş yemi olarak değerlendirilir. Kenevir bitkisinin farklı bir tipinin çiçeklerinden esrar elde edilir. Kenevir ülkemizde en çok Karadeniz bölgemizde üretilmektedir. Tohumlarında yağ oranı yüksektir. Bir kenevir tanesinin içinde, % 18 Karbonhidrat, % 20 protein, % 33 yağ, % 16 selüloz bulunmaktadır. Yavru güvercinlerde cinsiyet gelişimini hızlandırdığı bilinmektedir. Ayrıca güvercinlerde tüylerin renginin parlak olmasını sağlar. Gelişme evresindeki yavrularda tüy renklerinin derinliğini artırır. Özellikle sarı ve kırmızı renk güvercinlerde bu durum daha belirgindir. Güvercinler tarafından sevilerek tüketilen bir yem çeşididir. Fazla verilmesi durumunda sulu dışkıya neden olabilir.
Kendirgiller ya da Kenevirgiller (Cannabaceae), çiçekli bitkiler sınıfından küçük bir bitkiler familyasıdır.
Lifli, esrar ve bira yapımında kullanılan bitkileri kapsayan, genellikle süt boruları içermeyen bitkilerdir. 90′la 50 arasında cinsi ve yaklaşık 170 türü olduğu bilinmektedir. Celtis cinsi 100 türüyle en familyanın en büyük cins taksonudur.
Daha önceleri Urticales takımında sınıflandırılmış olsalarda, günümüzde Gülgiller takımına yerleştirilmişlerdir.
Kendirgiller, Moraceae familyasına oldukça benzer. Familya üyeleri ağaçlar, sarılıcı ve dik bitkilerdir. Yapraklar genellikle az ya da çok geniş loblu palmat, ve stipulludur.

Kenevir Hakkında Genel Bilgi
Kenevir ya da Hint keneviri (Cannabis), Cannabaceae familyasına ait, tek yıllık bitki cinsidir.
İnsanlık tarihinin en eski bitkisel ham madde kaynağı olan, saplarında bulunan lifler iplik, dokuma ve kumaş yapımında, hamurlu kısmı ise kağıt yapımında kullanılan bir bitki türüdür. Anavatanı Orta Asya’dır. Ilıman ve Tropik bölgelerde yetişir ve kültürü yapılır. Tür; sert, çalımsı, gövde içi boş, palmat yapraklı, dioik ve tek yıllıktır. Lifleri dayanıklı ve oldukça uzundur. Liflerde lignin maddesi biriktiğinde esneklik özelliği azalır. Cinsin lifleri, kaba dokumacılıkta (çuval, halat çanta, ağ yapımı gibi) kullanılır. Yapraklarının tıpta ve kozmetikte kullanımları vardır. Tohumu ise oldukça yağlı olması açısından yakıt ve oldukça besleyici olması açısından da gıda olarak kullanılmaktadır. Sabun yapımı ve boya yapımında da tohumlarından yararlanılır. Tohumları kuşların en sevdiği besinlerden biridir.
Cinsin yağ ve lif eldesinde kullanılan türü, Cannabis sativadır. Esrar eldesinde kullanılan türü ise, Cannabis indicadır. Kenevirin esrar yapımında kullanılanı, dişi eşeyli bitkidir ve yetiştirilmesi için Tarım Bakanlığından izin alınması gerekmektedir. Erkek bitki esrar elde etmede kullanılmazken, yetiştirmek için izin gerekli olup olmadığı kanunda tam olarak belirtilmemiştir.
Tarihte:
Kenevir bitkisi, 1930’larda Amerika’da çıkarılan “Marihuana Vergi Yasası” ile yetiştirilmesine engeller getirildikten sonra adım adım tüm dünyada yasaklanmıştır. Yasaklamanın bilimsel açıdan çok, ekonomik ve siyasi çıkar gruplarınca yapıldığı düşünülmektedir. Bir dönüm kenevir 4 dönüm ağaça denk kağıt hamuru sağlayabilecek, selüloz açısından çok zengin bir odunsu bitkidir. Lifleri ise, petrol yan sanayi ürünü olan sentetik lifler dünya çapında yagınlaşmadan önce bütün dünyada lif kaynağı olarak kullanılmıştır. Günümüzde dünyadaki tarım ilaçlarının büyük bir kısmı, lif üretiminde kullanılan pamuk yetiştiriciliğinde kullanılmaktadır. Kenevir ise çok güçlü bir bitkidir ve ilaç kullanımına neredeyse hiç ihtiyaç duymaz. Keneviri yasaklamada önderlik eden çıkar çevrelerinin aynı zamanda da petrol ve ilaç endüstrisiyle bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Dişi kenevirin yasaklanması için neden olarak gösterilen goncalı üst kısımlarında yoğun olarak bulunan THC (tetra-hidro-kanabinol) maddesi insanlık var olalı beri (esrar olarak) kullanılmıştır ve tıbbi kullanımlarının olduğunu gösteren bilimsel dergilerde yayınlanmış birçok araştırma vardır.